cogni

 

Bilişsel Davranışçı Terapi Nedir?

 

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), ruhsal rahatsızlıklara yönelik yapılan çalışmalardan elde edilen bilimsel bulgulara dayanarak geliştirilmiş ve psikiyatri alanında yaygın bir kullanım alanı olan çağdaş bir psikoterapi yöntemidir. Ruhsal rahatsızlıklar veya kişisel sorunlara yönelik sistematik, profesyonel görüşmelerle yapılan BDT, ruhsal rahatsızlıkları neden kaynaklandığı ve nasıl iyileştirileceğiyle ilgili diğer terapi ekollerinden farklı, özgün ve hem terapiye başvuranlar hem de terapistler için uygulanması kolay ve etkili bir yaklaşımdır.

 

Bilişsel Davranışçı Terapinin (BDT) Temel Yaklaşımı…

 

Bu terapi yaklaşımında duygudurumumuzla oldukça bağlantılı olduğu artık bilinen DÜŞÜNCELERİMİZİN ayrı bir önemi vardır. Öyle ki terapinin temel tekniklerinden biri kişinin olumsuz ya da işlevsiz-uyum bozucu olan düşüncelerine müdahale etmek ve başvuran kişiyle işbirliği halinde bunların yerine gerçekçi, dengeli düşünceler geliştirmektir. Elbette ki bu durum sıklıkla kağıt üzerinde durduğu kadar kolay olmamakta; başvuran kişinin katkısı, terapistin kılavuzluğu ile emek gerektiren bir terapi sürecini içermektedir. ”Düşünceni değiştir!”, ”İyi düşün iyi olsun!” gibi sosyal medyanın ve popüler kültürün pompaladığı sabun köpüğü ve hiçbir işe yaramayan yaklaşımların aksine Bilişsel Davranışçı Terapi, merkezine bilimsel çalışmaları oturtur ve olumsuz duyguların değiştirmede ”pollyannacı tavsiye ve önerilerden” ziyade birlikte keşfetmeyi, ”bir çocuk merakıyla” sorup sorgulamayı önerir. Yani BDT’de; ”ne hissediyorum”, ”neden böyle hissediyorum”, ”böyle hissetmeme neden olan düşünce içeriğim ne kadar gerçeğe uyuyor” gibi birçok sorunun cevabı başvuran kişiyle birliktekeşfedilir. ”İnsanları genellikle olumsuz hissettiren başına gelen olaydan öte o olayı nasıl yorumladığıdır” deriz. Şöyle ki; üniversite sınavını kazanamadığını (Üniversiteye girememek=Durum) öğrenen iki öğrenci düşünün. Bu iki öğrenci de olumsuz bir durum deneyimlediği için mutsuzdur ancak biri orta şiddette üzüntü yaşarken diğer yoğun ve uzun süreli bir üzüntü ve umutsuzluk hissetmekte (Durum karşısında hissedilenler =Duygular), depresif semptomlar geliştirmektedir. Peki ne oluyorda bu iki genç aynı olaya bu denli farklı reaksiyon sergileyebiliyorlar.

 

BAŞA GELEN DURUM → HİSSEDİLEN DUYGULAR → ZİHİNDEN GEÇEN DÜŞÜNCELER  

Benzer durumlara verilen farklı duygusal ve davranışsal tepkilerde, başımıza gelen olayı nasıl yorumladığımız yani nasıl düşündüğümüz, ne hissedeceğimizi ve ne şiddette hissedeceğimizi belirlemektedir. Örneğimize geri dönersek, sınavı kazanamadığı için orta düzeyde ve kısa süreli bir üzüntü yaşayan gencin zihninden olasılıkla; ”Bir sene daha hazırlanmak zorundayım”, ”arkadaşlarımın çoğu kazandı”, ” Keşke biraz daha çalışsaydım”, ”Tekrardan çalışmak zor olacak” tarzında düşünceler geçebilirken depresona giren diğer kişide ise; ”Başarısızm”, ”Hiç bir şeyi doğru düzgün yapamıyorum”, ”Ailem için hayalkırıklığıyım, onları üzüyorum”, ”Çalışsam da olmuyor”, ”insanların gözünde hiçbir değerim yok” düşünceleri zihninden geçebilir. Örneğimizi biraz daha abartalım ve sınavı kazanamadığı için hiçbir olumsuz duygu hissetmeyen bir öğrenci olabilir mi? Bir çoğumuz için bu çok gerçekçi gelmese bile; eğer sınava önem atfetmiyorsa, sınavı hayatının ya da kim olduğunun merkezine yerleştirmiyorsa, üniversite okumadan da ‘bir yerlere gelebileceğini” düşünüyorsa neden olmasın… Özetle; bilişsel davranışçı terapi insanların duygu, düşünce, davranış, bedensel belirtilerini birbiriyle bağlantılı görür ve terapilerdeki müdahaleleri bu doğrultuda yapar.

Bilişsel Davranışçı Terapiden Ne beklemeliyim?

Tıpkı diğer terapi yöntemlerinde olduğu gibi tek seansta çözüm bulmak, yaşam sorunlarının ortadan kalkmasını beklemek gerçekçi olmayacaktır. Danışmanlık hizmetinden farklı olarak zamanla ortaya çıkmış sorunların çözümü de terapist-danışan işbirliğiyle zamanla olur ve ilk seanslar detaylı değerlendirmenin yapıldığı, hedeflerin belirlendiği aşamalardır. Terapiden beklentiler ve terapi hedefleri somut, değiştirilebilir konular olmalıdır. ”Mutlu olmak istiyorum” ya da ”kaygılanmak istemiyorum” tarzında beklentiler gerçekçi olmaktan uzak, belirsiz amaçlardır. Hiçbir terapi belirsiz amaçlarla etkili olamaz. Bu nedenle; ”sosyal ortamlardaki kaygı düzeyimi azaltmak istiyorum”, ”İlişkilerde ihtiyaç ve isteklerimi kendimi suçlu hissetmeden daha fazla ifade etmek istiyorum”, ”Panik atakların sıklığını ve şiddetini azaltmak istiyorum”, ”Temizlikle ilgili zorlantılı davranışılarımı azaltmak, ortadan kaldırmak istiyorum” şeklindeki amaçlar, ulaşılabilir ve çalışılabilir niteliktedir.

Bilişsel Davranışçı Terapi Benim Sorunumu Çözer mi?

Öncelikle kişinin ne gibi bir sorununun olduğu, psikiyatrik herhangi bir rahatsızlığın eşlik edip etmediği, eğer eşlik eden bir bozukluk varsa bunun ne olduğu ve şiddet düzeyi tedavinin nasıl planlanacağında belirgindir. Bilişsel davranışçı terapi; depresyon, panik atak, sosyal kaygı, fobiler, Obsesif Kompulsif Bozukluk (takıntılar) , yeme bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu, psikolojik kökenli bedensel ağrılar, uyum bozucu kişilik özelliklerine bağlı sorunların yanı sıra şizofreni, ikiuçlu (bipolar) duygudurum bozuklukları gibi biyolojik faktörlerin ön planda olduğu ruhsal rahatsızlıklarda da ilaç tedavisiyle birlikte olumlu sonuçlar verdiği artık bilinmektedir.

Psikoterapi süreci ne kadar sürüyor? Ne kadar sıklıkla gelmeliyim?

Türkiye gibi ekonomik refah düzeyinin çok da parlak olmadığı ülkelerde psikoterapiler  ”lüks bir hizmet” olarak varlığını sürdürmekte ve kişiler etkili ama maliyetli bu süreci finanse etmekte zorlanabilmektedir. Bu nedenle; terapi sürecinin ne kadar süreceğini ve ne sıklıkla devam edeceğini bilmek önemlidir. Bilişsel davranışçı terapinin önemli özelliklerinden biri de; belirli bir hedef doğrulutusunda, süre sınırlı olmasıdır. Uluslararası standartlara göre önerilen seans sıklığı haftada birdir. Kriz durumları, şiddetli rahatsızlıklarda sıklık haftada 2-3’e çıkabilmektedir. Durumsal ve ”daha hafif” sorunlarla başvuran kişilerde 3-4 seansta belirgin iyileşmeler görülebiliyorken depresyon, kaygı bozuklukları gibi sorunlarda bu süreç haftada 1 görüşme sıklığında 2-4 aylık bir sürece (yaklaşık 8-16 seans arası) yayılabiliyor. Kişilik bozukluğunun eşlik ettiği  yaygın, kronik, şiddetli sorunlarda süreç bir yılı aşabiliyor.