İnsanoğlunun yaşamında doğumundan beri duygular vardır. İster olumlu ister olumsuz olsun duygular ihtiyaçlarımızın sesi; davranış ve düşüncelerimizin, seçimlerimizin ise makine dairesidir. Ömrümüz boyuncu duygularımız bize eşlik eder ve bize eşlik eden yalnızca olumlu duygular değildir. Duygulardan kaçamayız, kaçmamalıyız da! Duygulardan kaçınmaktansa, hislerimizi tanımak ve onları sağlıklı yollarla yönetip ifade etmek psikolojik iyilik hali açısından oldukça önemlidir. Tıpkı geçmişten bu yana getirdiğimiz pek çok alışkanlık gibi duygularla aramızın nasıl olacağının anayurdu çocukluğumuzdur. Anne babalar olarak çocuklarınızın duygularıyla arasını nasıl iyi tutabilirsiniz?

 

1- ÇOCUĞUNUZUN DUYGULARINI BASTIRMASINA İZİN VERMEYİN!

 

Olumlu ya da olumsuz her duygu bizlerle ilgili önemli bilgileri taşıyan bir işaret fişeğidir. Duygular tanınır ve akılcı, gerçekçi yollardan ifade edilirse bu oldukça sağlıklıdır. Anne babalar olarak çocuğunuzun tüm duyguları deneyimlemesine izin verin. Bırakın çocuğunuz sevincini, çoşkusunu olduğu kadar; üzüntü, utanç ya da öfkesini de ifade edebilsin. Hatta olumsuz duygularının kaynağı siz olsanız da izin verin! Hatta en çok da bu durumlarda izin verin. Eğer başkalarına ya da kendine zarar vermeden bir çocuğa duygularını ifade edebileceği bir ortam sağlanırsa çocuk duygularını ve kendini tanır ve kendisinin her parçasıyla kabul edilen bir bütün olduğunu kanıksar. Aksi durumlarda bir çocuk duygularını bastırması gerektiğini öğrenirse ya da bu yönde ebeveynleri tarafından cesaretlendirilmezse, duygularını sosyal açıdan uygun bir şekilde ifade etmenin kılavuzu da elinden alınmış olur. Bastırılan duygular kendisini farklı semptomlarla (belirtilerle) gösterebilir. Çocuk duygularını uygun kanallarla ifade edebildiğinde az çok şöyle bir içsel konuşma geliştirir:

 

”Ne hissedersem hissedeyim duygularım ve benimle ilgili bir sorun yok. Anlaşılıyorum!”

 

Aslında çocuğun içsel sesi ebeveynin ona verdiği mesajla tıpa tıp aynıdır.

 

2- BEBEĞİN DUYGULARINI ANLAMAK

 

Aslında çocuğunuzun duygularla arası bebeklik dönemine kadar dayanır. Yeni doğan tabi ki duygularını sözle ifade edemez. Sözlerin yerini beden hareketleri, yüz ifadeleri ve çıkardığı sesler alacaktır. Ebeveyn bebeğin duygu ve ihtiyaçlarını doğru okuyabilir ve onun duygularını ona aynalayan, ihtiyacı olanı ona veren bir figür olabilirse bakım veren ve bebek arasındaki ilişkinin daha kaliteli olduğu bilinmektedir.

 

3- OLUMLU HİSLERİNE ODAKLANIN, PEKİŞTİRİN!

 

Anne babalar çocuğun ilgi ve meraklarını fark edip çok küçük yaşlardan itibaren onun çoşkusunu besleyen, yeşerten bir zemin olmalıdır. Bunu yapmanın yolu ise basitçe çocuğu dinlemek ve gözlemlemektir. Çocuğun ilgilendiği, hevesle içine girdiği oyunları, hobileri bilmek, onunla keyifli vakit geçiren bir eşlikçi olmak çocuğun yaratıcılığını, olumlu hislerini besleyecektir. Çocuğun dünyasında kızgınlık, utanç ve kaygının yerine iyimserlik ve umut ağır basacaktır.

 

4- ÇOCUĞUNUZUN OLUMSUZ HİSLERİNİN ETKİSİNİ EN AZ DÜZEYE İNDİRİN!

 

Çocuğunuza duygularını ifade etme özgülüğü tanımakla birlikte onun bu duygularla nasıl başa çıkacağı konusunda onu desteklemeniz de oldukça önemlidir. Burada önerilen çocuğu yaşamındaki bütün engellenmeleri ve yaşadığı acılara karşı korumaya çalışmak değil. Böylesi bir tutum; çocuğun yaşamına aşırı müdahale etmek ve yaşamın zorlukları karşısından çocuğu kırılgan olduğuna inandırmak anlamına gelecektir. Bahsedilen daha çok çocuğun gerçekten ihtiyacı olduğunda ona yol göstermek ve daha sarsıcı bir durumdan onu korumaktır. Bu anlamda anne baba çocuk için güvenli bir çerçevedir. Bu öyle bir çerçeve ki; çocuğun kendi başına halletmesine izin verirken onu başıboş bırakmayan bir şefkatli bir liman…

 

Klinik Psikolog Onur Arsel

Gelişim Psikiyatri & Psikoterapi

0242 316 59 11