Bir önceki yazımda psikoterapi ilişkisinin iyileştirici rolüne dair bir giriş yapmıştım. Bu doğrultuda geçmişte oluşmuş yaraların ya da yetersiz karşılanmış duygusal ihtiyaçların şu andaki hassasiyetlerimizle nasıl bağlantılı olabileceği ve ”iyileşme” anlamında terapi ilişkisinin bu anlamdaki rolünden basitçe açıklamaya çalıştım. Bu yazımda da psikoterapi ilişkisinin iyileştiriciliği hakkında biraz daha derinleşmek ve konuya terapist ve hastanın açılarından anlatmayı hedefliyorum.

 

Psikoterapi literatüründeki bilgi birikimi terapi ilişkisinde oluşturulan ittifakın terapinin olumlu sonuçlar vermesi anlamında oldukça önemli bir rolde olduğunu göstermektedir. Hasta ve terapist arasında olumlu bir ittifakın kurulması için 3 bileşen öne çıkmaktadır. Bunlardan ilki terapist ve hasta arasında bağın kurulması, ikincisi; terapi hedefleri konusunda uzlaşı ve sonuncusu uygulanacak terapi teknikleri ve görevler hakkında mutabık olmaktır (1). Terapi işbirliğinin ne durumda olduğu bu bileşenler üzerinden değerlendirildiğinde; terapi egzersizlerinin yapılmaması, sık ertelenen seanslar, hastanın terapiste yönelim olumsuz duygulanımı ve en nihayetinde hastanın terapiyi sonlandırması, terapi işbirliğinin bozulmasıyla bağlantılı örtük ya da açık göstergeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yazının kapsamını şema terapi açısından sınırlandırarak terapi ilişkisinde iyileştirici olan faktörleri şema terapi kavramları açısından değerlendirmeye çalışacağım.

 

Şema Nedir?    

 

Her birimiz doğduğumuz andan itibaren dünyaya ve kendimize yönelik stabil bir bakış sürdürme eğilimindeyiz. Bu nedenle bizim için kritik rolde olan insanlarla (anne, baba, akraba, kardeş, arkadaş, sevgili vs) kurulan geçmiş ilişkiler kendimiz, insanlar ve dünya hakkında temel inançlar, beklentiler geliştirmemize neden olmaktadır. Oluşan bu inançlar olumlu olabileceği gibi olumsuz ve uyum bozucu nitelikte de olabilir. Erken dönemde oluşan şemalar uyum bozucu nitelikte olduğunda duygu, davranış, düşüncelerimiz ve bedensel belirtilerimiz üzerinde etki sahibi olabilmektedir. Erken dönem uyum bozucu şemalar ; geçmiş anı, duygu, biliş ve bedensel duyumlardan oluşan, çocukluk ve ergenlik dönemi boyunca gelişen ve kişinin ilişkilerini olumsuz yönde etkileyen kalıplaşmış yapılardır (2).

 

Uyum Bozucu Şemalara Örnekler

 

Çocukluk döneminde anne ve babasının sık yaptıkları tartışmalara tanık olan bayan X, babasının tartışmalardan sonra bir kaç hafta eve dönmediğini anımsıyor. Bayan X’te TERKEDİLME ŞEMASI bulunmaktadır. Terk edilme şeması X’in şuandaki ilişkilerini etkilemektedir. İlişkilerinde çoğu zaman bağlandığı insanların kendisinden uzaklaşmasına dair yoğun kaygıları mevcuttur.

 

Başarı konusunda çok hırslı ve talepkar davranan bir aile ortamında büyüyen Bay X, kendisini bildim bileli başarısız olmakla ilgili yoğun bir kaygı yaşamaktadır. MÜKEMMELİYETÇİLİK ŞEMASI olan X, kendisini sürekli baskı altında ve stresli hissetmekte, çalışmaktan dinlenmeye fırsat bulamamakta, dinlenirken bile kafası yapılacaklar listesiyle meşgul olmaktadır.

 

Annesinin hastalıkları ve kayıplarla geçen bir yaşam öyküsünden gelen Bayan X, bedensel sağlığı ile ilgili sürekli endişe halindedir. Fiziksel olarak en ufak bir belirti algıladığında kaygılanan X, DAYANIKSIZLIK ŞEMASINA sahiptir. Bu şema X’in sağlığı ile ilgili sürekli tetikte olmasına ve en ufak bedensel bir duyumu felaketleştirmesine yol açmaktadır.

 

Anlaşılacağı gibi erken dönem çocukluk ve gençlik yaşlarında gelişen şemalar kişinin hayatını yaşam boyu etkileme gücüne sahiptir.

 

Terapide Şemalar Nasıl İyileşir?

 

Terapiye gelen insanların pek çoğu terapide değişimin nasıl olacağı, erken dönemde oluşmuş yaraların şimdi ve şu anda nasıl sarılacağı konusunda soru işaretleri taşımaktadır. ”Geçmişte kalmış bir şeyi nasıl şu anda iyileştirebilirim?” akla takılan makul bir soru olarak karşımıza çıkmaktadır. Şemalar geçmişte oluşmuş olsa da aslında başa çıkma şekillerimiz, düşünce davranış stratejilerimiz, içine girdiğimiz modlar şemaların varlığını şimdi ve şu anda sürdürerek çoğu zaman daha da güçlenmesine yol açmaktadır. Bu nedenle terapide iyileşmeyi sağlayan faktörlerden ilki hastanın geçmişinden getirdiği hassasiyetleri düşünsel ve duygusal düzeyde fark edip duygusal ihtiyaçlarına uygun başa çıkma şekilleri ve yaşam kararları almasını sağlamaktır. İkincisi ise bu değişime zemin hazırlayacak bir terapi ilişkisini kurabilmektir.  Bu tarz bir terapi ilişkisinde terapist, bir yandan hastasıyla yoğun bir şekilde ilgilenirken bir yandan da kendisinin ve hastasının sınırlarını koruyabilmelidir. Bu nedenle psikoterapi sürecinde terapist; hastasının geçmişinden getirdiği hassasiyetler kadar kendi kırılgan yanlarının da farkına varmalı ve bununla sağlıklı bir şekilde başa çıkabilmelidir . Şema terapi ilişkisinde iyileştirici özelliği açısından 2 kavram öne çıkmaktadır. Bunlar;  Sınırlı Yeniden Ebeveynlik ve Empatik Yüzleştirmedir (3).

 

Sınırlı Yeniden Ebeveynlik  

Şema terapinin özgün kavramlarından biri sınırlı yeniden ebeveynliktir. Sınırlı yeniden ebeveynlikte hastanın geçmişinde ihmal edilen duygusal gereksinimlerin uygun şekilde karşılanmasına yönelik bir terapist duruşu gerekmektedir. Bu duruşta terapist, hasta ile işbirliği kurarak duygusal bağlanma, özerklik-yeterlilik, kendini ifade edebilme, sınırlar, kendiliğinden olabilme gibi alanlarda kişinin güçlenmesini hedefler. Terapide ilerlenildikçe hasta daha sağlıklı şemalar oluşturarak terapistin yetişkin tutumunu içselleştirecek ve kendi hayatını kuracaktır (2)(3).

Empatik Yüzleştirme

Terapi seansları ve hastanın gündelik yaşamından getirdiği tetikleyici olaylar ele alınırken terapist kendi şemalarının etkisinde olmadığından emin olduktan sonra hastayı arkadaşça, kişisel ama net bir tavır ile yüzleştirirmelidir. Empatik yüzleştirmede terapist bir yandan hastanın duygu ve davranışlarıyla empati kurarken bir yandan da gerçeği değerlendirmektedir (3). Aşağıda empatik yüzleştirmeyle ilgili bir vaka örneği alıntılanmıştır:

 

”Lysette, aşk ilişkisinin sona ermesinin ardından terapiye gelen 26 yaşında bir kadındır. Çekirdek şeması, sağlıklı fakat duygusal olarak var olmayan ebeveyn ile çocukluğunda meydana gelen duygusal yoksunluktur. Babası ve annesi, onu çocukluğu boyunca yatılı okulda ya da dadılara bırakarak seyahat ettiler. Lysette, bir keresinde ailesinin seyahete çıkmasını engellemek için kendini merdivenlerden aşağı bıraktığını hatırlar. Terapi seansı sırasında Lysette, terapistin kendisinin ne demek istediğini anlamadığını düşünür. Bu, duygusal yoksunluk şemasını tetikler ve terapiste sövüp sayar: ”Asla beni anlamadın!” diye öfkeyle konuşur. ” (2)

 

”Terapist, empatik yüzleştirme kullanır. Öncelikle terapist, Lysett’in tam olarak ne olduğu ile ilgili görüşünü anlatmasına yardım eder. Lysette, terapistin kendisini nasıl öfkelendirdiğini anlatır ve öfkesinin altında yatan, terapistin onu asla anlamayacağından korktuğunu söyler. Aslında daima yalnız kalmaktan korkmaktadır. Terapist, hastanın böyle hissetmesinin sebebini anladığını ifade eder ve onu yanlış anladığı için özür diler. Lysette anlaşıldığını hisseder hissetmez gerçeklik testine hareket eder. Terapistin Lysette’yi mükemmel bir şekilde anlamadığı doğrudur fakat terapist, onu çoğu zaman anlar ve gerçekten onunla ilgilenir. Lysette korkusunu öfke ile gizlediğinde terapistin bir kenara itilmesi gerçekleşir ve bu terapistin ona ihtyaçlarını vermesini zorlaştırır. ” (2).

 

Klinik Psikolog Onur ARSEL

Bilgi ve Randevu : 0242 316 59 11

 

Kaynaklar:

(1) Soygüt, G (2004). Bir Düzeltici Bağlanma İlişkisi olarak Psikoterapi: Psikoterapi Süreçlerinde Bağlanma ve İttifak. Türk Psikoloji Yazıları. 7 (13) ; 63-77.

(2) Young, J.E, Klosko, J.S., & Weishaar, M.E. (2003). Schema therapy: A practitioner’s guide. New York : The Guilford Press.

(3) Arntz, A. , Van Genderen, H. (2013). Sınır Kişilik Bozukluğu için Şema Terapi. Psikonet Yayınları.