”İlişkilerde incinir, ilişkilerde iyileşiriz”

Konuşarak tedavi ya da psikoterapi olarak bilinen tedavi yöntemi psikofarmakolojik tedavi (ilaç tedavileri) ile birlikte ruh sağlığı alanında yaygın bir kullanım alanına sahiptir. Pek çok kişi için ”soyut” ve ”belirsiz” olarak algılanan psikoterapide iyileştirici olan nedir? Bu yazımda terapistin, hastanın sorunlarına müdahalesi için ”alet çantasında” ne olduğundan öte psikoterapi ilişkisinin kendisinin iyileştirici rolü üzerinde durmaya çalışacağım.

Psikoterapinin etkililiğine yönelik son dönem çalışmalar terapi ittifakının (işbirliğinin) önemi üzerinde durmaktadır. Doğru tekniğin doğru soruna uygulanması anlayışı, günümüzde doğru terapist doğru hasta eşleşmesine ve kurulan terapi ilişkisine bırakmıştır. Bu anlayışa göre terapist ve hastanın güvene dayalı kurduğu terapi ilişkisi, geçmiş bağlanma yaşantılarının oluşturduğu hasarları onarma anlamında düzeltici bir etkiye sahiptir. Geçmiş dönemlerde özellikle psikanalitik terapi ekolünde önemli bir rolde görülen terapi ilişkisi son dönemlerde şema terapi gibi görece yeni psikoterapi yaklaşımlarının da odağı haline gelmiştir. Peki iyileştirici nitelikte görülen terapi ilişkisinde ittifak nasıl kurulmaktadır? Öncelikle terapist ve hasta arasında empatik ve güvene dayalı bir ilişki gerekmektedir. Sonrasında da uygulanacak teknikler, psikoterapi yaklaşımı ve terapi hedefleri konusunda terapist ve hasta mutabık kalmalıdır. Terapi ilişkisinde ittifakın bozulması sıkça karşılaşılabilen bir durumdur. Bu durum hastanın dinamikleriyle açıklanabileceği gibi terapistin kendi iç dinamikleriyle de sıklıkla etkileşim halinde olabilmektedir. Bu nedenle terapistin önderliğinde terapötik işbirliğinin özenle ele alınması tedavi sonuçları açısından pozitif bir etki yaratacaktır (1).

Erken dönem çocukluk, buluğ ve ergenlik dönemi gibi kişiliğin gelişmekte olduğu evrelerde önemli figürlerle (anne, baba, kardeş, akraba, öğretmen, arkadaşlar vs.) kurulan ilişkiler kişinin kendisi, insanlar ve hayat hakkında fikirlere, inançlara zemin hazırlamaktadır. Bu inançlar olumlu olabileceği gibi uyum bozucu nitelikte de karşımıza çıkabilmektedir. Şema terapi literatüründe erken dönem uyum bozucu şemalar olarak kavramsallaştırılan bu psikolojik yapılar, gelecekte bir erişkin olarak kişlerarası etkileşim ve ilişkileri etkileme gücüne sahiptir (2).  Bağlanma kuramı açısında da değerlendirildiğinde benzer şekilde anne baba gibi temel bakım verenlerle kurulan erken dönemdeki ilişkiler, gelecekte bireyin kişilerarası alandaki algılarını şekillendirmektedir. Yani gelecekte kurucağı ilişkilerde içsel olarak neye inanacağı, hangi hisleri yaşayacağı ve ne gibi davranışsal stratejileri sergileyeceğinin büyük ölçüde belirleyicisi olacaktır (1).

Konunun daha rahat anlaşılabilmesi için bir örnek üzerinden gidilebilir (Verilen örnek kurgudur). Diyelim ki  39 yaşında bir erkek olan ”X” uzun süreli yakın ilişkiler kuramama şikayetiyle terapiye başvurmuştur. Özellikle romantik ilişkilerinde sorunlar yaşayan ”X” çoğu zaman kısa süreli ilişkiler yaşamakta ya da bağlandığı ilişkilerde yoğun terkedilme kaygıları yaşamaktadır. Terapide öykü alındığında çocukluk döneminde temel bakım verenleriyle güven sarsıcı yaşantılarının olduğu, ihmal ve terkedilme geçmişi olduğu görülmüştür. Geçmişten getirdiği bu hassasiyetler ”X”in ilişkilerinde sağlıklı bir bağlanma süreci geliştirememesine zemin hazırlamaktadır. Terkedilme kaygılarıyla çoğu zaman yakın ilişkilerden kaçınan bir tarz sergileyen X, kurduğu bazı ilişkilerde de partnerinin olası terk etme, uzaklaşma ihtimaline karşı yapışan bir role girmektedir.

Şema terapi yaklaşımı açısından X’in ilişkilerdeki hassasiyetleri, hissettiği kaygı, kaçınıcı tarzda ya da aşırı yakınlık arayışındaki davranışları çocukluk dönemi ilişkileri doğrultusunda geliştirdiği uyum bozucu şemalarla bağlantılıdır. İlişki içerisinde şemalar tetiklendiğinde X, tamamiyle şema güdümüyle hissetmekte ve davranmaktadır.

Terapi İlişkisinin İyileştiriciliği!

Özellikle uzun süreli psikoterapi süreçlerinde terapi odası hayatın mikro düzeyde bir yansıması gibidir. Kişi gündelik hayatta nasıl ilişki kuruyorsa, ilişkilerde ne gibi hassasiyetleri var ise terapi sürecinde ister istemez bunları sergileyecektir. Tam da bu noktada terapist ve hastanın terapi içerisinde su yüzüne çıkan çatışma ve hassasiyetleri nasıl ele aldıkları önemlidir. Yine şema terapi modelinde terapistin terapideki önemli rollerinden biri ”Sınırlı Yeniden Ebeveyn”lik olarak görülmektedir. Sınırlı yeniden ebeveynlik terapistin anne-baba rolüne girmesi değildir ancak hassas bir terapist hastasının zedelenmiş çocukluk ihtiyaçlarını (Güvenli bağ kurabilme, Özerk olabilme, İhtiyaç ve Duyguları ifade edebilme, oyun ve eğlenebilme, akılcı sınırlara sahip olabilme) farkedip bu ihtiyaçlarını terapi ve hayatın içinde daha etkili bir şekilde karşılayabileceği bir terapi ilişkisi sunar. Geçmiş yaraları anlamaya, mevcut yakınmalarla ilişkilendirmeye ve onarmaya dönük düzeltici bir yaşantı olan terapi ilişkisine yönelik detayları bir sonraki yazımda paylaşacağım.

Klinik Psikolog Onur ARSEL

Gelişim Psikiyatri & Psikoterapi Merkezi

0242 316 59 11

Kaynaklar

(1) Soygüt, G (2004). Bir Düzeltici Bağlanma İlişkisi olarak Psikoterapi: Psikoterapi Süreçlerinde Bağlanma ve İttifak. Türk Psikoloji Yazıları. 7 (13) ; 63-77.

(2) Young, J.E, Klosko, J.S., & Weishaar, M.E. (2003). Schema therapy: A practitioner’s guide. New York : The Guilford Press.