Hiç ilişkilerinizde benzer rollere girip benzer tutumları sergileyerek farklı sonuçlar beklediğiniz oldu mu? Aslında bu soruya evet yanıtının verilmesi nadir görülen bir durum değildir. Pek çoğumuz geçmişimizde öğrendiklerimizle tutarlı davranma eğilimindeyizdir. Geçmişimizden getirdiklerimiz bizlerin daha üretken, sevgi dolu biri olarak yaşamasına izin verdiği gibi, yıkıcı sonuçlara da sebebiyet verebilir. Neden derin, duygusal paylaşımların olduğu ilişkilerde defalarca hayal kırıklığı yaşarız? Neden romantik ilişkilerde ”yanlış insanlara” tutuluruz? Neden bir ilişkiyi sabote edecek davranışlar içine gireriz? Gelin bu soruların cevabını BAĞLANMA KURAMI çerçevesinden değerlendirelim.

BAĞLANMA KURAMI?

Bağlanma kuramının öncüleri John Bowlby ve Mary Ainsworth yapmış oldukları bilimsel çalışmalarda erken çocukluk döneminde bebek ile temel bakım veren (genellikle anne..) arasındaki ilişkiyi incelemişlerdir. Bağlanma alanında uzun yıllar yapılan çalışmalar yaşamın ilk yıllarında temel bakım verenle karşılıklı kurulan ilişkinin niteliğinin ileriki yaşlarda da etkisini sürdürerek yetişkinlik dönemindeki önemli ilişkilere de (romantik-sevgili ilişkisi) yansımasının olduğuna dair önemli sayıda çalışma mevcuttur.

Yaşama bağımlı ve çaresiz olarak doğan bebek, varlığını sürdürebilmek için temel bakım verenlerle birlikte fiziksel ve duygusal yakınlığı koruyucu bir dizi davranış sergilerler. Bu davranışların temel motivasyonu yakınlığı koruyarak kaygı ve korkuyu azaltmaktır. Bağlanma kuramının bakış açısına göre kurulan yakınlık korku, kaygı ve huzursuzluğu azaltır ve bu sayede rahatlamış olan bebek, ilgi ve merakını başka nesnelere kaydırabilir.

Evrimsel perspektif açısından değerlendirildiğinde bağlanma eğilimi insanlar için otomatik bir yaşantıdır. Bağlanma ilişkisinde temel güven duygusunu kazanmış biri rahatlamış ve coşkuludur. Başı sıkıştığı ve stres düzeyinin arttığı zamanlarda temel bakım verenin yanında olacağı inancını kuvvetli şekilde içselleştirmiştir.

Bebeğin temel bakım verenle ilişkisinde ihtiyaçlarının ne oranda karşılandığı ya da karşılanmadığı bağlanma tarzını şekillendirir. Bağlanma tarzı şekillenirken 2 tema ön plana çıkmaktadır:

1- Bağlanılacak/bağlanılan insan/insanlarla ilgili zihinsel temsiller: Bebeklik ve erken dönem çocukluk döneminde bakım verenlerin ihtiyaçlarımıza ne oranda cevap verebildiği, bizlerin yetişkinlik döneminde diğer insanlara yönelik ne gibi içsel beklentiler geliştireceğimizin belirleyicisidir. Bağlanma yaşantısına yönelik beklentiler özellikle yakın ilişkilerde stres düzeyinin arttığı zamanlarda daha belirginleşmektedir.

2- Kişinin Kendisiyle İlgili Zihinsel Temsili: Bağlanma yaşantısında yalnızca temas kurduğumuz kişilere yönelik değil kendimize yönelikte kökleşmiş inançlarımız bulunmaktadır. Diğerleri ile ilişki kurarken (yakın arkadaş, ebeveyn, sevgili, eş) ne kadar değerli olup olmadığımızın geçmiş izleri yetişkinliğimize de yansımaktadır.

BAĞLANMA TARZLARI:

Bir insanın erken dönem yaşantıları onun nasıl bir bağlanma stiline sahip olacağını etkilemektedir. Bilinen bağlanma tarzları şunlardır:

1- Güvenli Bağlanma: Güvenli bağlanma tarzına sahip kişiler sıklıkla desteklendiğini ve zor durumlarda ona arka çıkacak birilerinin olacağına dair bir his geliştirmişlerdir. Kendini önemli ölçüde güvende hisseden çocuk bu algısını yaşamın ilerleyen dönemlerine de taşır. Başkalarına yönelik olumlu beklentiler kadar kendisiyle ilgili de olumlu inançlara sahiptir.

2- Kaçıngan Bağlanma: Bu bağlanma tarzına sahip kişiler zor durumlarda diğer insanların ona destek olacağı ile ilgili emin değildir. Örneğin; bir bebek ne kadar ağlasa da duyulmamış ya da nadir olarak ihtiyacına cevap alabilmiştir. Çocuğun sıkça yaşadığı bu deneyim zamanla şöyle bir içsel mesaja dönüşecektir:

”Üzgün, kaygılı ve korkmuş hissediyorum. Beni teskin edip yatıştıracak kimse yok. Bu nedenle sadece kendime güvenebilirim!”

”Zor anımda kimse yanımda olmayacak. Kendi derdimle ben başa çıkmalıyım!”

Kaçıngan bağlanma stiline sahip kişiler yakın ilişkilerde kendini rahat hissetmezler. Bu nedenle çoğu zaman ilişkilerinde belirli bir mesafeyi korumaya gayret gösterirler. Kaçıngan-korkulu bağlanmış kişilerin her ne kadar ilişkilerinde yakınlık kurma isteği olsa da reddedilme korkusundan dolayı bu isteği engellerler. Bu bağlanma tarzında yakınlaşma korkusuyla birlikte birine bağımlı olma ihtimaline karşı kaçınma eğilimi de söz konusudur. Kişi, geçmiş deneyimlerinden dolayı sadece kendisine güvenmesi gerektiği öğrendiği için sıklıkla olumsuz duygu ve düşüncelerini baskılarlar. Duygu ve ihtiyaçların baskılanması diğerlerine ”muhtaç olmamak” ve kişinin bağımsızlığını, kontrol duygusunu sürdürmesi içindir. Derin duygusal paylaşımın yüksek ihtimal olduğu romantik ilişkilerde kişi bu tarz bir motivasyonla partnerine ”güvenli bir mesafeden” temas etmeye çalışır. Ancak bu ilişki tarzı sıklıkla karşı taraftan reddedilme şeklinde yorumlanarak ilişkinin ”alışılmış olduğu şekilde” sürmesine ya da bitmesine yol açabilecektir.

3- Kaygılı Bağlanma: Bakım verenle ilişkisinde istikrarsızlık, reddedilme ve ihmalin ön plana çıktığı kişilerin kaygılı bağlanma tarzı geliştirme ihtimali yüksektir. Kişi tek edilmeye yönelik yoğun kaygı ve beklentilerle doludur. İlişkide özellikle huzursuzluğun arttığı zamanlarda bağlanılan kişinin ondan uzaklaştığına yönelik her türlü gerçek ya da algısal sinyale karşı tetiktedir. İlişkilerde daha güvende hissedebilmek için sıklıkla partnere yapışma derecesinde yakınlaşma ve diğer güvensizlik içerikli davranışlar sergilenir. Bu tarz davranışlar çoğu zaman geçmiş bağlanma deneyimlerini doğrularcasına diğer partnerin ilişkiden uzaklaşma isteğiyle sonuçlanabilmektedir. Kişinin diğerlerine yönelik güvensizliği kadar kendine verdiği değerde kaygan bir zeminde durur.

Kaygılı-saplantılı bağlanma stiline sahip kişiler ilişkilerinde yakınlık arayışıyla birlikte yüksek kaygı yaşarlar. Kendine verdiği değer düşüktür ve diğerleri tarafından kabullenilmeye karşı artmış hassasiyetleri vardır.

GEÇMİŞİMİZE MAHKUM MUYUZ?

Tüm bunlara rağmen aktarılan bu bilgiler kağıt üzerinde olanlardır ve bağlanma yaşantısı siyah-beyaz olarak yaşanmamaktadır. Kaçıngan özellikleri fazla olan biri bütün ilişkilerinde kendini geri çekmeyebilir ya da mesafeli olmayabilir. Benzer şekilde, bağlanmayla ilgili yoğun kaygıları olan bir kişi bütün ilişkilerinde yapışkan ya da aşırı talepkar olmayabilir. Bağlanma tarzlarına özgü bu davranış kalıplar özellikle stres düzeyinin arttığı dönemlerde kendini gösterir.

Bizler geçmişimizden etkilenen varlıklarız pek tabi ki ancak geçmişimizin tutsakları değiliz. Özellikle de geçmişimizde bizi yaralayan ilişki biçimine olumlu anlamda ters düşen ilişkilerin ”iyileştirici” nitelikte olduğunu söyleyebiliriz. Bu alanda yapılan çalışmalar; ilişkide sağlıklı bir bağ geliştirildiğinde bağlanmayla ilgili kaygıları olan kişilerin güvensizlikle ilgili davranışları daha az sergilediği belirtilmektedir.

Sağlıksız, yıkıcı ilişki tarzlarını azaltmanın bir diğer yolu da partner seçiminde güvenli bağlanma stiline sahip insanları seçmektir. Güvenli bağlanma geliştirmiş kişilerle kurulan derin duygusal ilişkiler, duygudurumun daha stabil olmasına ve bağlanmayla ilişkili kaygıların önemli ölçüde azalmasına zemin hazırlayacaktır.

Psikoterapi sağlıklı ilişkiler geliştirmek ve ilişki sorunlarının nedenlerini anlama ve daha uyumlu davranışları geliştirme konusunda oldukça anlamlı bir yolculuktur. Eğer siz de bağlanmayla ilgili yaşamınızda süregelen belirgin zorlanmalar algılıyorsanız uzman desteği almanızı öneririm.

Uzman Klinik Psikolog Onur ARSEL

Gelişim Psikiyatri & Psikoterapi Merkezi

0242 316 59 11